Hamas’ı kınamak İsrail’i soykırım politikasından vazgeçirir mi?

Doç. Dr. Hüseyin Alptekin, Filistin’deki insani krizin, Hamas’ı tartışmanın merkezine taşıyarak nasıl perdelenmeye çalışıldığını AA Analiz için kaleme aldı.

***

İsrail, bir aydır Gazze’yi bombalıyor. Meseleyi 7 Ekim günü gerçekleşen Hamas baskınıyla başlatmak son derece hatalı. Zira ne işgal ne de Filistinlilerin topyekun cezalandırılması Hamas baskınıyla başladı. Dahası, 7 Ekim’den bugüne yaşanan gelişmeler bir “İsrail-Hamas savaşı”ndan çok dünyanın en modern ordularından birinin Filistinli sivillere yönelik başlattığı bir katliam görüntüsünde. 7 Ekim’den bugüne hayatını kaybeden Filistinlilerin sayısı 10 bini aştı. Filistin Sağlık Bakanlığı ve bölgeden hala haber alabilen insani yardım kuruluşlarına göre İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Filistinlilerin yüzde 40’ı çocuk. UNICEF’e göre 3 bin 450’yi aşan sayıda çocuk İsrail saldırılarında hayatını kaybetti. Yani İsrail her 10 dakikada bir 1 Filistinli çocuğu öldürüyor. UNICEF Sözcüsü James Elder’e göre Gazze artık bir çocuk mezarlığı halini aldı. Çocuklar dışındaki can kayıplarının ise mühim bir kısmı kadın ve yaşlılar. 4 haftadır Gazze’den gelen görüntülerde bir savaştan çok Filistinlilerin topyekun cezalandırılmasını izliyoruz. Ancak yine de Batı medya organlarında İsrail’in gerçekleştirdiği soykırıma dair görüş ve bulgularını paylaşmak isteyen yorumcuların sözleri sürekli “Hamas’ı kınıyor musunuz?” sorularıyla kesiliyor. Peki kim bu Hamas? Batı başkentlerince görüldüğü gibi bir terör örgütü mü yoksa toprakları İsrail işgali altında olan, evlerinden, tarlalarından sürülmüş, 70 yılı aşkın bir süredir katliamlarla nüfusu seyreltilen bir ulusun meşru savunma gücü mü?

Hamas nedir?

Hamas’ı anlamak için öncelikle Filistin devletini anlamak gerekiyor. Filistin sadece bir topluluk ve onların yaşadığı coğrafi bölgenin adı değil, aynı zamanda bir devlet. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda temsil edilen 193 devletin 139’u Filistin’i devlet olarak tanıyor. Türkiye de Filistin devletini tanıyan devletlerden biri. Ancak Filistin toprakları 75 yıldır İsrail işgali altında ve nüfusunun yaklaşık yarısı 1948 yılında yaşadığı topraklardan sürüldü. Geride kalanların toprakları, evleri, bahçeleri tedricen gasbedildi ve İsrailli yerleşimcilere verildi. Batı Şeria’daki Filistinliler kontrol noktaları ve duvarlarla bölük pörçük, gittikçe küçülen dar alanlara sıkıştırıldı. Geçmiş sürgün ve katliamların pek çoğu kayıt dışı kaldı. Ancak akıllı telefonlar ve sosyal medya sayesinde artık döşeğini sırtlayıp Filistinlilerin kapısına dayanan, “Evin artık benim oldu.” diyerek evin gerçek sahiplerini sokağa atan Yahudi yerleşimcilerin görüntülerini izleyebiliyoruz.

Gazze’de ise durum farklı. İsrail’in 2005’te çekildiği Gazze, bir toplama kampı görünümünde. İsrail’in sağlık ve eğitim altyapısını çökerttiği, yoksulluğa mahkum ettiği Gazze’de bebek ölümleri normal zamanlarda da İsrail’deki bebek ölümlerinin 10 katı. Yetişkinlerin ise ortalama yaşam süresi İsrail’dekilerden 10 yıl daha kısa. Gıda ve tıbbi malzemeye erişimde sıkıntı yaşanan Gazze’de İsrail mütemadiyen hastaneleri ve ambulansları bombalıyor; doktor ve hemşireleri öldürüyor. Hamas, böyle bir bölgeye mahkum edilen insanların silahlı direniş örgütü. Ancak “örgüt” kavramı bu yapıyı karşılamakta yetersiz kalıyor. Hamas, işgal altında bir devlet de olsa Filistin devletinin Gazze’deki savunma gücü yani ordusu işlevini görüyor. Zira kazandığı 2006 seçimlerinin ardından Gazze’de hükümet oldu.

Hamas’ın ortaya çıkışı

Biraz daha geriye gidersek, 1980’lere kadar Filistin davasının bayraktarlığı büyük oranda önce komşu Arap ülkeleri, sonra da artan oranda Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) tarafından yapılmıştı. Hamas ise bu aktörlerden çok sonra, 1987 yılında başlayan ilk intifada ile ortaya çıktı. Arap devletlerinin Filistin’e yönelik ilgilerini zamanla söylem düzeyinden öteye taşıyamaması, seküler ve sosyalist bir ideolojiye sahip FKÖ’nün de İslami hassasiyetleri yüksek Filistinliler tarafından hem ideolojik açıdan farklı hem de Filistin sorununun çözümünde yetersiz görülmeye başlanması ve en temelde Filistin’de devam eden işgal ve kıyımların artık katlanılamaz olması Hamas’ı doğuran başlıca sebepler oldu. İntifada (1987-1993) ile Filistin direnişine katılan Hamas özellikle Gazze’de etkisini giderek artırdı. 2006’daki seçimlere katılan Hamas, Filistinli seçmenlerin yüzde 45’inin oyunu kazandı ve FKÖ’nün siyasi partisi El Fetih’in önünde sandıktan birinci olarak çıktı. Seçimden sonra El Fetih ile yaşanan çatışmalar sonucunda Batı Şeria El Fetih yönetiminde kalırken, Gazze 2007’den beri Hamas yönetimi altında. Bu açıdan bakıldığında Gazze’de hükümet de ordu da Hamas demek. Tabii tankları, jetleri, savaş gemileri olmayan bir ordu bu. Hamas, İsrail işgaline karşı Filistin topraklarını etkisi son derece sınırlı roketlerle savunmaya çalışırken İsrail, genişliği 6 ila 12 kilometre arasında değişen oldukça dar bir bölge olan Gazze’yi binlerce ton bombayla vurarak mahalleleri ve kampları dümdüz edebiliyor. İki taraf arasında çatışmaların tırmandığı zamanlarda İsrail, Hamas saldırılarında yaşadığı can kaybının onlarca katını Filistinlilere yaşatabiliyor. Bombardımanların yoğun yaşandığı bir yıl olan 2014 yazında 532 Filistinli çocuğu öldüren İsrail, bu açıdan ciddi bir şiddet asimetrisine sahip.

7 Ekim ve sonrası

Hamas 7 Ekim günü bir günlüğüne de olsa bu asimetride daha çok zarar veren taraf olabildi. 7 Ekim günü gerçekleştirdiği “Aksa Tufanı” operasyonunda İsrail’e yönelik roket atışlarıyla beraber kara, hava ve denizden 2 bin civarında militanla sızarak pek çok İsrail askeri üs ve karakoluna baskın gerçekleştirdi. Sınırdan 20 kilometre kadar içeri sızan Hamas, 200’ün üzerinde (bugün itibarıyla 242) İsrailli asker ve sivili esir aldı. Hava savunma sistemi Demir Kubbe’siyle istihbarat teşkilatı MOSSAD’la ve kadın erkek tüm yetişkinleri silah altına alan ordusuyla (IDF) sarsılmaz ve yenilmez bir görüntü veren İsrail, 1973’teki Yom Kippur Savaşı’ndan beri bu denli bir kayıp yaşamamıştı. Doğal olarak Hamas’ın “Aksa Tufanı” operasyonu sadece İsrail’i değil, dünya gündemini de sarstı ve Hamas’ı tartışmaların merkezine taşıdı.

Ancak 7 Ekim’den beri Hamas’ın tartışmaların merkezinde olmasının nedenlerinden biri de İsrail’in Filistin’de gerçekleştirdiği katliamları bir savaş perdesi ardına süpürmek istemesidir. Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e bir şok saldırısı gerçekleştirdiği doğru, ancak 7 Ekim’den bugüne yaşanan şiddet bir Hamas-İsrail savaşı değil. İsrail, 4 haftadır Gazze Şeridi’nde okulları, camileri, hastaneleri, mülteci kamplarını bombalıyor. 2006’da Hamas’a oy vermemiş, hatta o gün henüz doğmamış olanlar da İsrail’in gözünde meşru hedef. İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın tabiriyle “insansı hayvanlar” (human animals), Başbakan Binyamin Netanyahu’nun tabiriyle “karanlığın çocukları” (children of darkness) olarak görülen Filistinli çocukları öldürmek İsrail için çok doğal. Bu yüzden on yıllardır sürdürdüğü katliamlarına artık Batı başkentlerinden olmasa da sokaklarından gelen itirazı anlayamıyor.

İsrail bir atış poligonu olarak kullandığı, bir “insansı hayvan” mezbahası olarak gördüğü Gazze’de katliam yapma özgürlüğünün sorgulanmasına alışık değil. Bu sebeple İsrail ve bu katliamı perdelemek isteyen diğer aktörler konuyu sürekli Hamas ve terörizm tartışmasına dönüştürmeye çalışıyorlar. O halde tekrar netleştirmekte fayda var. Hamas bir terör örgütü değil. Bazı Batı başkentlerinden müteşekkil azınlık bir grup dışında Hamas’ı terör örgütü olarak gören ülke de yok zaten. Meksika’dan Arjantin’e koca bir Latin Amerika, Fas’tan Güney Afrika’ya koca bir Afrika kıtası, Rusya’dan Çin’e Asya devletleri, Arap devletlerinden Türk devletlerine koca bir İslam dünyası, hatta Norveç ve İsviçre gibi Avrupa devletleri Hamas’ı terör örgütü olarak görmüyor. Hamas dünya devletlerinin çoğunun gözünde toprakları işgal edilmiş bir ülkenin, duvarlar arasında sıkıştırılmış nüfusu sistematik şekilde öldürülen Filistin devletinin savunma gücü; uçaksız tanksız ordusu. Her ordu gibi Hamas da savaş hukukuna tabi ve meşru savunma sınırlarını aştığı zaman, sivil can kaybına neden olduğu zaman eleştirilmeli. Ancak yıllardır bombalanan okulları, hastaneleri görmeyip haftalar süren bombardımanda her gün öldürülen yüzlerce Filistinli çocuğu görmeyip konuyu Hamas’ın 7 Ekim baskınına indirgeyenler terörün adresini yanlış yerde arıyorlar. Filistin ve İsrail’de başka can kaybı yaşanmaması için atılması gereken adım Hamas’ı kınamak değil, on yıllardır süren İsrail saldırılarına ve bu işgale son vermek. Zira Hamas’ı kınamak İsrail’i işgal ve soykırım politikasından vazgeçirmeye yetmiyor.

[Doç. Dr. Hüseyin Alptekin, Siyaset Bilimcidir.]

Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir